Fatih Terim beklenilen kadroyu sahaya sürdü, oyun da beklediğimiz gibi daha çok orta sahada ama biraz daha bizim yarı alanımızda oyunun merkezini ele geçirme mücadelesi olarak başladı. Hırvatlar, bizim de hazırlık maçlarından tespit ettiğimiz şekilde pres karşısında rahat çıkamadığımızı bildiklerinden özellikle önliberomuza ve sağ bekimize baskı yaptılar, nitekim başarılı da oldular.Dakikalar ilerledikçe oyunu Hırvatlar ele aldılar ve sağladıkları tahakkümle bizi yarı alanımıza hapsettiler. Sağdan Srna ve soldan Perisic'in ortalarıyla bizi sersemlettiler. Öyle ki dönen topları da almaya başladılar ve nitekim gol, dönen topta Volkan başta olmak üzere oyuncularımızın da atağın sonlandığını sanmaları sonucu peydah olan rehavetin katkısıyla geldi. Hatta öyle ki, Ozan, Selçuk'un topu havaya dikmesi sırasında saçlarını düzeltirken Modric vurdu ve topu ağlarda gördü. Golün ilk yarının sonlarında gelmesi de çok kötü oldu, çünkü takımın nasıl bir reaksiyon vereceğini göremeden düdük çaldı ve Terim bunu ayrımsayamadan devre başında değişiklik yapmak durumunda kaldı. Yapılan değişiklikle ikinci yarı, bizim için ne yazık ki iyi başlamadı. Takımımızda eli ayağı düzgün top çevirebilen, dikine oynama becerisi en yüksek oyuncumuzu yani Oğuzhan Özyakup'u kenara almak bence büyük bir yanlıştı. Halbuki bu değişikliği son iki hazırlık maçında da yapmıştı ve takım o maçlarda da ileri oynayamamış kendi sahasına gömülmüştü. Bunu Fatih Terim'in görmemiş olması çok şaşırtmadı değil. Özetle bu takımın eğer topla oynama gibi bir hedefi varsa Terim, Oğuzhan'sız bu oyunun olmayacağı gerçeğini anlamalı. (Hatta topa hakim olmak istiyorsak Ozan yerine Nuri de denenebilir.)Tamam beklenenin altında kalmış olabilir ama takımda kim beklentileri karşıladı ki. Hakan Çalhanoğlu, sahada duran toplar hariç aklımıza gelmiyor. Volkan Şen tam bir hayal kırıklığı; hücumda üretkenlik sağlayamadığı gibi, Srna'yı da hiç kovalamadı, kademeye hiç girmedi ve bu nedenle neredeyse podyuma döndü sol kanadımız. Bunlar yetmezmiş gibi sürekli hakemle polemiğe girdi. Ozan Tufan'dan bahsedecek olursak, tamam çok koşuyor ama sürekli yanlara oynuyor, boşa çıkmıyor. Bu da orta alanda ikiye birler yaparak rakibin dengesini bozmamızı sağlayacak alternatif hücum silahını elimizden alıyor. Sonra her topu Arda'ya verip mucizeler yaratmasını bekliyoruz. Ne yazık ki o da bugün formunda değildi.
Peki her şey bitti mi? Tabi ki: Hayır. Bana bu başlangıç Euro 2008'deki Portekiz açılışımızı anımsattı. O maçta da dökülmüş, ceza sahamıza gömülmüştük ve abandone olmuştuk. Ancak sonradan açılıp yarı finale uzanmıştık. Bu kötü başlangıçların iki sebebinin olduğu kanısındayım. İlki tahmin edeceğiniz ve maçı seyredenlerin gördüğü üzere oyuncularımızın sahip oldukları heyecan. Aynı sahada oynamamıza rağmen Hırvatların ayağına hiç dolanmayan top, neredeyse bizimkilerin tamamının ayağına dolaştı. Bunu açıklayabileceğimiz yegane veri, heyecan. İkincisi de , Scott Piri'nin yüklemeleri. Nasıl sezon başı yapılan yüklemelerle futbolcu yorgun düşer, sezonun ilk üç dört maçı kötü başlar ve sonra açılırlarsa, biz de turnuvalarda özellikle Scott Piri'nin olduğu 2008 ve bu turnuvada çok yorgun başladık. Arda, Hakan Ç., Ozan, Oğuzhan, sonradan girmesine rağmen Volkan Şen, maç boyunca birer tane bindirme yapan Caner ve Gökhan sanki ikinci 90 dakikalarını oynar gibiydiler. Sanırım, Arda oyundan çıkarken attığı deparı maç boyu hiç atmadı ya da atamadı . Ancak tekrar hatırlatmak isterim 2008'de de Portekiz maçında aynı durumdaydık. Hatırlayın, Pepe yürüyerek gol atmıştı.
Evet bu maçın bir farkla bitmesi, sevinmemiz gereken bir durum, zira ikinci yarı yanlış değişiklikler neticesinde verdiğimiz pozisyonlarla fark çok fazla açılmadıysa bunu direklere borçluyuz. Ancak yine de 2008'de ki gibi düştüğümüz yerden kalkacağımızı ve en iyi 3. olarak çıkacağımızı düşünüyorum. Bu nedenle bugün bir farkla kaybetmemiz bile çok önemli. Yeter ki Terim, 2008'de olduğu gibi, ilk maçın ardından doğru kadroyu bulup, gerekli taktiksel revizyonları yapsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder