Arayışını sonlandıramadan hayvanat bahçesi işleten babası, hayvanları satıp başka bir yere yerleşmek üzere Japon gemisine binmeye karar verir ve Pi nin Pasifik yolculuğu başlar. Okyanusun ortasında oluşan fırtına sonucunda gemi batar ve Pi, zebra, çakal, orangutan ve Bengal kaplanı Richard Parker( Avcısı ile ismi Hindistana gelirken karışmış:)) olmak üzere beş canlı bir şekilde kurtulup aynı sandalda yaşam mücadelesi vermek zorunda kalırlar. Besin zincirine göre olması gerektiği gibi Kaplan diğer hayvanları yer ve sıra Pi ye gelir. Pi ise onu öldürmeye çalışmak yerine birlikte yaşam mücadelesi vermeyi seçmiştir. Yaşam mücadelesi veren insanın neler yapabileceği, hayvan sevgisinin ne demek olduğu ve aslında türümüzün yalnızlığa bigane olarak yaratılmış olduğu gerçeklerini veriyor, Pi nin Tanrının varlığını sorguladığı okyanusun ortasındaki hayatta kalma mücadelesi boyunca. İnsanoğlunun hayata tutunması için çok büyük hayallere ihtiyacı olmadığını, yalnızca küçücük bir amacın yeterli olabileceği mesajı da var alt metinde. Başarılı mı? evet hem de oldukça, kimi sekanslarda fantastik anlatımlara geçse de. Bazı sahnelerde su o kadar durgun ve berrak ki "film ya fizik ötesi bir anlatıma kaydı" ya da "bu sahneler çok acemice, havuzda çektikleri çok belli" yanılsamasını yaşatıyor. Ben Ang Lee nin ikinci hatayı yapacağını düşünmediğimden filmin bahsi geçen bölümlerde metafizik anlatımları tercih ettiği kanısındayım ki bence filmin hem hikayeye inandırıcılık düzeyini düşürüyor hem de bazı dini hassasiyetlere zarar verecek anlaşımları doğurabilir. Pi nin okyanusa kadar ki bölümde babasıyla ve yazarla olan replikleri, dinler konusundaki sorgulama biçimini(ben tabi ki bu sorgulama biçimini her duyduğuna biat etmeme noktasında alıyorum) okyanus ortasındaki içsel monologlarına göre oldukça etkileyici buldum. Başka bir taraftan da üç dine aynı anda inanma ve sempati duyma, aslında üçüyle de yaratıcıya ulaşılabileceği fikrini tehlikeli buldum. Bana Vatikan ın ortaya attığı ve son zamanlarda bizim ülkemizde de kabul göremeye başlayan "Diyalog" safsatasını anımsattı.( Örneğin bir dizimizde İslamiyet e mensup birisi Kilise de dua ediyordu.) Neyse filme dönecek olursak, bir Hintli hikayesi olmasına rağmen çok sıkıcı bulduğum Hint filmlerindeki 5 dk yı geçen müzikallerden yok, filme giderken en çok bu ihtimalden korkmuştum ama korktuğum gibi olmadı. Okyanustaki görsel efektlerin, bazı fantastik sahneler hariç geneli oldukça etkileyici ve gerçekçi. Parker ın yani bir kaplanın gözlerinde korkuyu ve korkunun bir kaplanı bile esir alabileceğini, onu zayıf düşürebileceğini görmek inanılmaz bir tecrübe diye düşünüyorum. Özellikle Parker ın gerçek, eğitimli bir kaplan olduğunu göz önünde bulundurursak.
58 yaşındaki Brokeback Mountain filmi ile oskara uzanan Tayvanlı yönetmen Ang Lee bilindik insan hikayesi anlatılarına bir yenisini daha eklemiş hatta kullanılan görsel efektlerin başarısı ile de farklı bir Ang Lee sineması örneği sunduğu kesin. Buna Pi yi oynayan Suraj Sharma nın, ilk filmi olmasına rağmen çok inandırıcı ve duyguları seyirciye aktaran bir oyunculuk sergilemesi eklenince iyi bir film ortaya çıkmış.Genel itibari ile 2012 yılının en iyi filmleri arasına gireceğini düşündüğüm ancak son sahnesinde daha büyük bir etki yaratacak bir replik ya da sahne beklediğim ancak yine de akışını, hikayeyi ve oyunculukları çok samimi bulduğum bir film Life of Pi. Kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
Notu: 8,5/10
Yönetmen: Ang Lee
Senaryo: David Magee, Yann Martel
Oyuncular: Suraj Sharma, Irrfan Khan, Adil Hussain
Yapım: 2012 / ABD-Çin / 127 dk.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder