Henüz 10 yaşımdayken Türkiye'nin katıldığı Euro 96 ile tanışmıştım Avrupa şampiyonası ile. Alpay Özalan'ın Vlaovic'i düşürmediği pozisyon tek sahnedir aklımda kalan. Dünya kupası ile de 94 Amerika ile tanışmıştım. Hatta meridyen farkı nedeniyle maçların bir çoğunu izleyememiştim. Ancak finaldeki Roberto Baggio'nun kaçırdığı penaltı ve yüzüne yansıyan üzüntü beni çok etkilemişti, ki Romario'ya öykünen ben, bir gecede Baggio hayranı oluvermiştim.Avrupa Şampiyonası'na dönecek olursak, ilki 1960 da Fransa'da düzenlenen ve bu yıl 15.'si düzenlenecek şampiyonasında takım sayısı bildiğiniz üzere 16'dan 24'e yükseltildi. Bu durum zayıf kadrolara sahip ülkelerin katılmasına, maç sayısının armasına yol açarken öte yandan turnuvadaki kaliteyi de aşağıya çekebilir. Yine de maç sayısının artması biz futbol severler için iyi olacak sanırım. 10 kg ağırlığında, 60 cm uzunluğundaki Gümüş Avrupa kupasını İspanya ve Almanya 3'er kez, 2 kez Fransa ve Rusya, Hollanda, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, İtalya, Yunanistan ise 1'er kez müzelerine götürdüler.
Bu şampiyonada birinci ve ikincilerin yanı sıra en iyi grup üçüncüleri de ikinci tura yükselecekler. Bu nedenle bir galibiyet dahi yetebilecek durumda ve ne yazık ki teknik direktörler de bunun farkında. Peki neden ne yazık ki, bir galibiyetin yetmesi demek en iyi 3. olmak yolunda yediğin gollerin de çok önemli olması anlamına geliyor. Bu da maalesef daha çok maçta temkinli yani savunma futbolu demek. Şampiyonaları takip eden herkes bilir ki grupların ilk maçları en az 1 puan almak için çok kısır geçer. İkinci maçlarda ise kaybeden takım yani görece zayıf takım kapanmayı bırakır gol denemelerine girer ve oyunu güzelleştirir. Önümüzdeki turnuvada ise güzel maçları en erken grupların 3. müsabakalarında seyredeceğiz sanırım.
Her turnuva öncesi olduğu gibi bahis şirketleri oran, futbol kamuoyu şampiyon adayı belirler. Güçlü takımlar zaten bellidir ve bunların arasından bir takım seçmek çok da heyecan verici değil kanımca. Oysa ki benim gibi sade futbol tutkunları bir sürpriz bekler. Mesela 2002 Dünya kupasında Senegal ve Türkiye, 1994 İsveç ve Bulgaristan, 1998 Hırvatistan gibi takımlar sürprizler yaparak finalleri zorladılar. Bu nedenle, ben de tabi ki şampiyon olacak adaylar arasında herkes gibi Fransa, Almanya, İtalya, İspanya gibi futbol ekollerni sayabilirim, ancak bunun yerine sürpriz adaylarımı dikkatinize sunmayı tercih ederim.
Avrupa şampiyonasına katılan takımların en iyileri zaten kupaya aday, ben Belçika, İngiltere, Portekiz ve Hırvatistan'ı baş altı takımları gördüğüm için bunlar da kazansa ya da final oynasalar kimse için sürpriz olmaz. Bizim dışımızda Polonya,Slovakya, Maceristan ve İzlanda sürprize aday. Benim bu dört takım arasında adayım Polonya. Bu kuzey ülkeleri hem fizikli oyunculara sahip, hem de çok disiplinli oyun anlayışları var. Özellikle İzlanda ve Slovakya üst düzey fizik kondisyona sahipler. Bakalım bu turnuvada sürpriz olacak mı? Göreceğiz.
Fransa-Romanya
Gelelim açılış maçına, Fransa- Romanya. Açılış maçları genelde sıkıcı olur. Futbolcular kendilerini çok kasarlar. Zira futbolcular bilirler ki tüm dünya açılış maçını seyreder, tüm ilgi yoğunlaşmıştır, stres katsayısı yüksektir. Bu duruma bir de puan hesapları girince oyun ikinci plana düşer. Umarım hakem bu stresi kaldırır da oyuna müsaade eder,çünkü çok fazla düdük çalarsa hakem maçın seyri işkenceye dönüşebilir. Tabi bu duruma Romaya'nın oyunu da katkı sağlayacaktır. Elemeler boyunca Romanya kapanıp rakibi üstüne çekme ve kontra ataklarla gol bulma yoluna gittiler. Başarılı da oldular ki buradalar. Ancak burada başarılı olurlar mı? sanmıyorum. Belki bir Yunanistan örneği var ama, onlar kontra atağa dahi çıkmaz ve sadece duran top kovalarlardı. Yani sıfır risk:) bu nedenle o bir istisna. Her turnuvada zayıf takımlar kapanır ama hepsinin hayali kontra ataktır(yunanistan hariç) ve bu hayal onların açılmalarına vesile olur. Yapabiliriz duygusu ile savunma disiplininden uzaklaşırlar. Sonuç ne yazık ki büyük olasılıkla; hüsran. Bu durum değil midir ki Fatih Terim'i " şimdiye hep savunduk olmadı artık saldıracağız" noktasına getiren.Romanya iyi bir takım, kontra atakları yaralayıcı, orta üçlüsü çok güçlü ve çok mesafe kateden oyunculardan kurulu. Fransa karşısında başarılı olabilirler ama turnuvada çok ilerleyebileceklerini sanmıyorum. Fransa'ya gelecek olursak; orta sahaları çok güçlü özellikle Pogba ve Matuidi oyunu iki yönlü oynayabilen Avrupa'nın en iyi oyuncularından. Forvetleri de hakeza çok yaratıcı oyuncular. Benzema'nın eksikliğini yine de hissedebilirler. Fransa'nın tek zayıf noktası stoper ikilisi. Zira tüm hazırlık boyunca Varan- Sakho ikilisi oynadı, ancak turnuvada bu ikiliden yoksun. Varan sakat, Sakho ise doping cezalısı. Bu nedenle Adil Rami ve Laurent Koscienly ikilisi ile başlayacaklar. Rami ağır, Koscienly ise hızlı ama savruk bir oyuncu, zaman zaman yerini kaybedebiliyor. Fransa'nın hazırlık maçlarında asıl ikilisiyle dahi kolay gol yediği düşünülürse bu ikili ile işlerinin hiç de kolay olmadığı aşikar. Arkalarına atılacak her topta rakip kanat hücumcularının pozisyon bulacaklarını düşünüyorum. Özellikle Rami'nin arkasına.
| Stade de France |
Bu arada maç 80,000 kişilik ve finale de ev sahipliği yapacak olan Fransa milli takımının maçlarını oynadığı Stade de France (Saint-Denis) ' da oynanacak. İyi Seyirler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder