3 Ocak 2015 Cumartesi

The Water Diviner (Son Umut)

       Yıl 1915, yer Çanakkale, İngiliz lejyoner ordusu İstanbul'u, yani imparatorluğun kalbini işgal etmek üzere gemileriyle boğaza dayanmıştır ancak muvaffak olmak öyle kolay da değildir ki, nitekim sonuç İngilizler için bir hüsrandır.
       Savaştan 4 yıl sonra, Çanakkale'de 3 oğlunu yitiren  ve kurak Avustralya topraklarında hisleriyle! artezyen açarak hayatını idame ettiren Connor (Russell Crowe), oğullarının acısına dayanamayan eşinin intiharı sonucunda çocuklarının naaşlarını getirmek üzere Çanakkale'ye gitmeye karar verir. İstanbul'a gelir, eşi Çanakkale savaşından dönemeyen Ayşe(Olga Kurylenko) ile tanışır. Bir  şekilde Çanakkale'ye ulaşır. Burada işgalci İngiliz askerlerine yardım görevi ile bulunan Yüzbaşı Hasan(Yılmaz Erdoğan) ve Çavuş Cemal(Cem Yılmaz) ile tanışır. Onların yardımıyla da çocuklarının naaşını aramaya koyulur. Bu noktadan sonra beklenmediği bir sürprizle karşılaşır.

      Filmin, yönetmen koltuğunda R.Crowe' un oturması insanlarda doğal olarak Hollywood yapımı olduğu algısı oluşturmuş olabilir. Buna bir de Türkiye'de yapılan bolca reklamları eklersek seyircide beklenti oldukça yükseldi. Ancak film ne Hollywood yapımı ne de reklamlarda abartıldığı gibi büyük bir yapım. Zira görsel efektler inandırıcılıktan uzak, konu çok iyi olmasına  ve gerçek hikayeden uyarlanmasına karşın senaryo oldukça zayıf. Bu zafiyet nedeniyle de perdeden okunan resim, beklendiği üzere fotoğraf gibi olmaktan çok yapboz gibi. Bu görüntüye de senaryonun karakterlerden çok hikayeye ve olaya ağırlık vermesi sebep olduğunu düşünüyorum. Çünkü Connor hariç hiçbir karakterin içine giremiyoruz, karakterin içine girip duygusuna ulaşamayınca da ağdalı replikler eğreti duruyor ve havada kalıyor.Sahneler çok hızlı akıyor, sanki 5 sezon süren bir dizinin son bölümü gibi.
Senaryo yetersiz olunca oyuncu ve konu ne denli iyi olursa olsun sonuç hayal kırıklığı.Bu nedenle Yılmaz ve Cem'in oyunculuğundan bahsetmek gereksiz.Senaryodaki eksikliklerin yanı sıra oyuncu seçiminde de hatalar yapılmış. Türk kadını Ayşe ve onun ailesini oynayan insanlar neden yabancı oyunculardan seçilmiş anlamak mümkün değil. Madem Türk askerler için Türk oyuncular ile çalışıyorsun peki neden diğer roller için bu çalışma yapılmaz? Türk kadını, Trt radyosu TSM sanatçısı gibi Türkçe, Rus aksanıyla İngilizce konuşuyor. Bunlar yetmezmiş gibi eşini yeni kaybetmiş Conner'in yeni bir aşka yelken açması hikayenin inandırıcılığını aşağıya çekmiş, ancak buna rağmen fal metaforu oldukça başarılı.Filmin tek ve en önemli noktası Çanakkale'de dedeleri ölen Anzaklar'ın bir de bizim açımızdan olaya bakmalarını sağlayacak olması. Zira film de öyle sahne ve replikler var ki filmi seyredip de Türkiye perspektifinden olayı değerlendirmemek mümkün değil. Bu filmi iki Avusturyalı'nın yazıp bir diğerinin yapması ise her şeyden daha kıymetli.


 



      Filmi izlerken bir sahne ülkemizde gerçekleşen büyük bir buluşla! alakalı bir çağrışım yaptı ve çok güldüm. Conner'ın su arada sahneden elindeki metal çubuklardan faydalanması bana suya yaklaştığı zaman haber veren bir düzeneği keşfeden amcayı hatırlattı. Videosunu da paylaşmak istedim. Bakalım filmi seyrettiğiniz de bana hak verecek misiniz. İyi seyirler....



26 Aralık 2014
2014 - ABD ,  Avustralya ,  Türkiye
Dram ,  Savaş
97 Dak.
Andrew Knight
Puan                   :6/10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder