28 Eylül 2013 Cumartesi

Avrupa Turu-Paris


Balkon:)

Champs Elysees(şanzelize)
Gece 22.00 de Lyon'dan bindiğimiz hızlı tren 24.00 gibi Paris Gare de Lyon'a ulaştı. Paris'teki gezimizin çok eğlenceli geçeceği daha trende iken belli oldu. Çünkü, eşim biletlerimizi yiyeceklerimizi koyduğumuz ön koltuğa monte portatif masa ile koltuk arasına düşürdü ve ne yazık ki çıkaramadık. Ancak şansımıza bilet kontrolü yapılmadı da sorunsuz bir şekilde Paris'e ulaştık. Zira tüm şehirler arasında tren kullandık ve sadece bu trende kontrol yapılmadı.


Louvre Müzesi(Mona Lisa)
Bizi burada eniştem karşıladı ve teyzeme gittik. Teyzeme ve enişteme ne kadar teşekkür etsem azdır, bizi çok güzel ağırladılar.

Zafer Takı
Zafer Takı
Paris'teki ilk ve uzun gecenin ardından, yola koyulduk ve ilk olarak Seine nehrindeki bir adacık üzerinde bulunan Notre Dame katedralini gezme fırsatı bulduk.Hatta katedralde bir de topluca ayin yapılmaktaydı.
Ardından yürüyerek Louvre müzesine geçtik.
Notre Dame Katedrali
Müze o kadar büyük ki tek tek her eseri incelemeye kalksak 1 günde ancak biterdi sanırım. Bu nedenle öncelikle aldığımız müze planı ile Mona Lisa ve The Turkish Bath resimlerini bulduk. Ardından alt kattaki islam coğrafyasına ait eserlerin bulunduğu ve kanuninin bir şiirini seslendirildiği bölümü gezmeyi tercih ettik. Louvre müzesi özellikle resim sanatı noktasında oldukça zengin. Bu kattan ayrılma çabasında iken kendi kendimizle alay ettiğimiz bir olay yaşadık.Bu kattan zemine çıkmak üzere asansöre bindik ve kapı kapanmadan arkamızdan çekik gözlü bir çift bindi. Biz de bu sırada hem gece az uyumuş olmanın, hem de o saate kadar yürümüş olmanın verdiği yorgunlukla asansörle ilgilenmeksizin müzede başka nereyi gezsek diye konuşmaya dalmıştık. ancak yine bir yandan çekik gözlü çifti izlemekteydik.
La Seine Nehri
Anlamadığımız şekilde asansörün tuşlarıyla oynadılar ve bir şeyler söyleyerek indiler. Biz de ne yaptıklarına anlam veremedik ve eniştem, "çin kafası işte" diyerek genellikle Fransa'da Türkler için kullanılan "Türk kafası" deyimini kullanarak dalga geçti. Biz de kahkahalarla bu duruma güldük. ancak onlar asansörden inip de asansörü kurcalayıp konumumuzda bir değişikliğin olmadığını anladığımızda durumun farkına vardık. Meğer asansör çalışmıyormuş ve dalga geçtiğimiz çekik gözlü çift mevzuyu bizden önce çakmışlar. Kim bilir belki de asansörden inerken konuşarak indiler demiştim ya bizim için "adamlara bak çalışmayan asansörde bekliyorlar" diyerek dalga geçtiler. Ancak yine de dalga geçilmeye müstahaklar, insan asansör bozuk diye uyarır değil mi inerken.:)
Louvre Müzesi

Neyse Lovre Müzesini yeterince gezdiğimize kani olunca çıktık ve Louvre pramidi önünde fotoğraflarımızı çektikten sonra Concorde meydanına doğru yürümeye koyulduk. Bu arada bizde tramvaylarda yapılan "cüzdanlara dikkat:)" uyarısı Louvre müzesinde özellikle Mona Lisa tablosunun bulunduğu salonda yapıldı ve biraz şaşırmakla birlikte sevinmedim desem yalan olur. Zira yalnızca bizde yapılıyor turistleri tedirgin edecek bu uyarı diye düşünüyordum. Bir de Louvre dan Concorde meydanına yürüyene kadar onlarca polisle köşe kapmaca oynayan Fransa sömürgelerinden gelen işportacı ve Bulgaristan ile Romanya dan akın eden dilenci ile karşılaştık. İstanbul ile Paris birbirine çok benziyor yani:)
Concorde Meydanı
Lüksemburg Bahçesi
Concorde meydanını da gezip ufak tefek anahtarlık tarzı eşya aldıktan sonra dünyanın en ünlü alışveriş caddelerinden olan Champs-Elysees(şanzelize) caddesine metroyu kullanarak geçtik. Bu arada anahtarlık aldığımız sırada başımıza bir başka komik olay daha geldi. Afrikalı işportacılardan birinden alışveriş yapıyorken, Türk olmanın gereği olarak, eniştem pazarlık yapmaktaydı. Ben de aldıklarımızı eniştem ödemesin diye pazarlık sırasında adama 20 euro vermiş bulundum. Bu sırada işportacı eğilerek bitkilerin arasından yürüyerek kaçmaya başladı. Parayı verdiğimi görmeyen eniştem de gitmesine umursamayınca ve ben de adamın neden kaçtığını bilmediğimden paniğe kapıldım. Dedim enişte adam aldı 20 euroyu kaçıyor. Eniştemin cevap "e ne duruyosun koşsana". :) Neyseki eniştem bizim 20 papeli kurtardı:) Meğer polisler geliyormuş adam ondan kaçmış:)
Paris'in en güzel yanlarından biri her metro istasyonunda görevlinin bulunmuyor olması. Zira bu sayede turistler, çok rahat kaçak binme imkanına sahip:) . Sadece turistler değil Fransızların da büyük kısmı kaçak biniyorlar.
20 euro kaptırdığım park:)
Yalnız yakalanırsanız 50 euroluk cezası varmış sanırım(eniştemin yalancısıyım:)). Şanzelize'den yürüyerek bir  kaç mağazaya girip Zafer Takı'na doğru çıktık. Bu yüksek anıtın altında isimsiz bir asker yatmaktaymış ve tesadüfe bakın ki gittiğimizde anma töreniyle karşılaştık.
Eyfel
Bu anıtın da üzerine çıkıp Paris'i seyretmek mümkün.Gerçi Paris'te neredeyse her yüksek yapının üzerine bir seyir terası yapmışlar ve ne yazık ki hepsi de ücretli.:)
Versay Sarayı
 Burayı da inceledikten sonra eniştemin arabasını park ettiğimiz yerden geri aldık ve Eyfel Kulesi ne gittik. Eyfel kulesine gündüz mü yoksa gece mi çıkmak konusunda kararsızdık. Şansımıza öyle bir saatte gitmişiz ki tam kuleye çıkarken hava kararmak üzereydi ve bu sayede Eyfel'den Paris'i hem gece hem de gündüz görme fırsatını yakalamış olduk. Ancak Eyfel'e çıkmak o kadar kolay değil.
Eyfel
O kadar uzun kuyruk oluyor ki  2-3 saat beklemek zorunda kalabilirsiniz. Bu sırada beklerken Türkleri diğerlerinden kuyrukta çok rahat ayrımsayabilirsiniz. Zira çoğunluğu kaynak yapma telaşında oluyorlar.:) Eyfel'den indikten sonra bir de Eyfel'in dibinden tüm Eyfel'i alacak şekilde fotoğraf çektirmeye koyulduk. bu sırada yine komik bir hadise başımıza geldi. Eşim Eyfel'in etrafından çekirdek yiyerek dolaşan bir aile için "şunlara bak Eyfel'e çekirdek yemeye gelmişler" dedi ve aile üyelerinden birinin verdiği cevap, elindeki çekirdeği uzatarak "abla buyur sen de ye":). nitekim (sağ olsunlar) biz de çekirdek alıp onlara katıldık:)
Eyfel'in üstünde ve altında çekilmesi gereken fotoğraf faslının ardından bu kez sıra balkon denilen ve Eyfel'i tam karşıdan gören mekana gittik. Burada da Eyfel'i avucunun içinde tutan, tepesine dokunan fotoğrafları çekmemizin ardından eve gitmeye karar verdik. Paris'te karşılaştığımız bir diğer enteresan olay da zenci bir seyyar satıcının elindeki anahtarlıkları satmak üzere bize Türkçe "beş tane iki euro" diyerek seslenmesiydi. Bir an kendimi İstanbul da sandım. Bu arada onlar da Türklerin pazarlık yapma alışkanlıklarının farkındalar ve ona göre fiyat veriyorlar sanırım. Her neyse, eve gidiyorken bir de köprüden, muhtelif renklerle ışıklandırılan Eyfel'in fotoğrafını çektik ve teyzemin evine geçtik.
Stade de France
Pantheon
Ertesi gün hep birlikte Paris 'in dışında bulunan ve Almanya ile İtilaf devletlerinin 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmaya mekan teşkil eden Versay Sarayı'na gittik. Bu saraya Fransız vatandaşları ücretsiz girebilmekte ve biz de teyzem ve eniştemin sayesinde ücretsiz girdik. Saray oldukça büyük ve ihtişamlıydı. Tüm gün sadece bu sarayı gezdik ve çok yorulduk. Saray sadece saray değil aynı zamanda müze.
Ertesi gün iş günü olması itibariyle teyzem ve eniştem işlerine gitmek durumundaydılar. Bu nedenle biz de elimize aldığımız şehir ve metro haritaları ile diğer şehirlerde olduğu gibi gezmeye başladık. Zaten Paris o kadar büyük bir metro ağına sahip ki şehrin her noktasına metro ile gitmeniz mümkün.
Sabahın ilk saatlerinde trene bindik ve ilk iş olarak Stade de France yani Fransa milli takımının stadyumuna gittik. Şehrin biraz dışında bulunması nedeniyle bulmakta zorlandık. Buradan Paris'in merkezinden geçen La Seine nehrinde tekne turu yaptık. Şehir merkezi bu nehrin etrafında bulunduğu için çoğu önemli yere bu tur sayesinde ulaşıp gezme imkanı bulunabiliyor. Paris'teki bu son günümüzde Montparnasse, Luksenburg bahçesi, Pantheon ve bir kaç saraya, Lafayette alışveriş merkezine gittik ve görme imkanı bulduk. Ayrıca sokaklarda boş boş  gezmek de çok hoştu.
Gare de Nord(Brüksel'e yolculuk)
Paris gerçekten çok güzel bir şehir, gezip görmek ve gerekli ve bunun için de en az 4-5 gün gerekli sanırım. Biz 3 gün de gezdik neredeyse tamamına ama bizim şansımız teyzem ve eniştemdi sanırım. Zira onların sayesinde şehirde kaybolmadık ve hiç bir yeri aramak durumunda kalmadık.
Teyzeme ve enişteme çok teşekkürler...    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder